Bazı Kadınlar Neden Sadece Erkek Çocuk Doğururmuş Gibi Görünürler?

17 Ocak 1995 tarihinde Richter ölçeğine göre 6,8 gücünde bir deprem Japonya’daki Kobe şehrini vurdu; 6.434 kişiyi öldürüp pek çoğunu sakat ve binlerce kişiyi de evsiz barksız bıraktı. Dokuz ay sonra da o travmatik zamanda döllenen ilk bebekler doğdu. Normalde Japonya’da doğan bebeklerin ortalama %51,6’sı erkek olurken, bu oran Kobe civarında depremden sonra %50,1’e düştü. Erkek doğumlarında benzer düşüşler, aralarında 9/11 deki İkiz Kulelerin yıkılması da dahil diğer başka felaketleri de izlerken, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları sonrasında ise erkek doğumlarında bir artış görüldü.

Genel geçer bilgi, bizim erkek veya kız çocuk doğurma şansımızın eşit olduğu (yazı mı, tura mı?) ve bazı ailelerde arka arkaya erkek veya kız çocuk doğmasının da bir rastlantı olduğu yolundadır. Aslında, dünyada her 100 kıza karşılık 106 erkeğin doğuyor olmasıyla para zaten erkeklere doğru biraz daha ağırdır (ama bu rakam son yüzyılda bir dalgalanma göstermiştir). Bunun sebebini gerçekten anlayan kimse yoktur (ve bu sayılar da sonunda eşitlenmektedir çünkü çocuk ölümleri veya çocuk sahibi olmadan ölen sayısı erkeklerde daha fazladır) ama çocuğun cinsiyetini bir dereceye kadar etkileyen bazı çevresel faktörlerin var olduğunu da biliyoruz.

Genel bir kural olarak, erkekler aşağı yukarı %50 “erkek”, %50 “dişi” sperm üretirler ama radyasyon veya yüksek dozlarda ftalat gibi hormon düzenini bozan kimyasallara maruz kalmak, bu dengeyi X-kromozomu taşıyan “dişi” spermlerin lehine bozar. Mesela Ontario’daki Samia-Lambton Chemical Valley kompleksinin yanında oturan bir Canadian First Nations kabilesi olan Aamjiwnaag’da erkek bebeklere göre iki misli daha fazla kız bebek doğmaktadır. Oradaki toprakta yüksek dozlarda hekzaklorobenzen (HCB) bulunmuştur ve ayrıca kompleksten halatların da yayılmakta olduğu düşünülmektedir; bu da bazılarını bu maddelerin cinsiyet oranlarını çarpıttığı öngörüsüne itmektedir. Aynı zamanda, İngiltere’deki Sellafield nükleer santralinde çalışan erkeklerin %40 daha fazla erkek çocuk sahibi olma ihtimalleri vardır; bu da küçük dozlardaki radyasyonun da cinsiyet oranlarında bir etkisi olduğunu akla getirir.

İtiraf etmek gerekir ki, yüksek dozlarda kimyasal ve radyasyona maruz kalmak, ender görülse de, bunun cinsiyet oranlarını etkileme ihtimali olduğu düşünülebilir. Yakın zamanlarda yapılan araştırmalar ise yüksek stresli görevlerde çalışan kadınların kız çocuk doğurma olasılığının, erkek çocuk doğurmaya göre daha yüksek olduğunu gösterdi. Ama etki küçüktü: düşük stresli işlerde çalışan kadınların %54’ünün oğlu olurken, yüksek stresli işlerde çalışanların %47’sinin oğlu oldu. Ayrıca babanın kazancının da bu orana etkisi olduğu gözlemlendi; daha yüksek kazanç elde eden babaların, erkek çocuk sahibi olma ihtimali biraz daha fazlaydı.

Diğer çalışmalar, mühendislik gibi tipik erkek işlerinde çalışanların ve erkek yöneticilerin, yanlarında çalışan memurlara oranla erkek çocuk sahibi olma ihtimallerinin daha fazla olduğunu bulmuştur. Polikistik yumurtalık sendromu ve multipl skleroz gibi bazı hastalıkların da kadınların daha fazla erkek çocuk doğurmalarına sebep oldukları gözlemlenmiştir.

Peki bütün bunlar nasıl oluyor? Evrimsel açıdan bakıldığında, işlerin iyi gittiği dönemlerde erkek çocuk sahibi olmak daha mantıklıdır; çünkü erkeklerin büyümek ve gelişmek için biraz daha fazla enerjiye ihtiyaçları olmasına rağmen, bu gerçekleştiğinde de, onların kız çocuklarına göre çok daha fazla sayıda torun üretme potansiyelleri vardır ve bu şekilde de genlerimizin devamını sağlarlar. Güvensiz zamanlarda ise kız çocuklar en azından bir-iki torun sahibi olabilmek açısından daha garantilidir çünkü erkekler kiminle çiftleşecekleri konusunda daha az seçicidirler.

Aşırı stres, erkek spermleri öldürerek veya erkek embriyonların (ki zaten biraz daha fazla dayanaksız olma eğilimindedirler) yaşama şanslarını düşürerek, vücuda kötü zamanların gelmekte olduğunu söyleyen hormonların üretilmesini tetikliyor olabilir. Cinsiyet oranlarındaki daha günlük mesleki dengesizliklerde de benzer hormonsal faktörler rol oynuyor olabilir.

Her ne kadar sebebi bir muamma olarak kalsa da, belki de bazı kadın ve erkekler kalıtımsal olarak kız çocuk yerine daha fazla erkek çocuk sahibi olmaya eğilimlidir. Danimarka’da 700.030 çiftin sahip olduğu 1.403.021 çocuk üzerinde yapılan çalışmada, ilk çocukların aşağı yukarı %51,3’ü erkekti. Ama çiftler daha fazla sayıda çocuk sahibi olmaya başladıklarında ilginç bir düzen belirmeye başladı. Birinci ve ikinci çocukları erkek olan kadınlar erkek çocuk doğurmaya devam ettiler.

Halihazırda üç erkek çocuğu olan çiftlerin dördüncü çocuklarının da erkek olma olasılığı %52,4 iken beşincinin de erkek olması olasılığı %54,2’ye yükseldi. Kızları olan çiftlerde ise böyle bir düzen görülmedi. Yani bir defa oğlan çocuk doğurmaya başlarsanız, ona devam etmeniz ihtimali istatistiklere göre daha yüksektir.

Birkaç erkek kardeşi olan erkeklerin oğlan çocukları ve birkaç kız kardeşi olanların da kız çocukları olması ihtimalinin yüksek olduğu bulgusunun arkasında da belki aynı tür bir mekanizma yatmaktadır. Bu eğilimi, Newcastle Üniversitesinden Corry Gellatly, Avmpa ve Kuzey Amerika’dan 556.387 kişiyi kapsayan ve kökü 1600’lere kadar dayanan 927 aile ağacını inceleyerek ortaya çıkardı. Yine bu durumdan etkilenenler de sadece erkeklerdi; yani bir kadının bir sürü kız kardeşinin olmasının bir önemi yoktu. Gellatly’ye göre X- ve Y-taşıyan sperm oranını belki de henüz keşfedilmemiş bir gen etkilemektedir; bu da tüm erkeklerde eşit sayılarda X- ve Y-taşıyan spermler olduğu varsayımının doğru olmadığı anlamına gelir.

Bu denkleme bir de yaş ve güzellik katlin-. Bazı araştırmalar, yaş ilerledikçe erkek çocuk sahibi olma ihtimalinin aynı ölçüde düştüğünü bulmuştur. Yakın tarihlerde yapılan bir araştırmaya göre yaşlan 13-19 arasındaki ana-babalarm erkek çocuk sahibi olma ihtimalleri %53 iken, yaşlan kırkın üzerindeki ana-babalarda bu oran sadece %35’dir. London School of Economics’den Satoshi Kanazawa İngiltere’de doğmuş 17.419 çocuğu hayatları boyunca takip eden UK National Child Developement ‘ın çalışmalarını inceleyerek bü neticeye vardı. Buradaki etkinin özellikle yaşı ilerlemiş anneler üzerinde daha yoğun olduğu görüldü. Kanazawa, kadının aldığı her yaşa karşılık ilk çocuğunun erkek olma ihtimalinin %1,2 azaldığı sonucuna varmıştır. Buradaki en bariz sanık yumurta kalitesidir: belki de, daha dayanıksız erkek fetüsleri, DNA’larındaki ufak mutasyonların üstesinden gelmekte kızlar kadar yetenekli değildirler.

Mekanizma her ne olursa olsun, Kanazawa, yaşı ilerlemiş ana-babaların erkek yerine kız çocuklarının olmasının arkasında iyi bir evrimsel açıklama bulunduğuna inanır. Bir defa ana rahmine düştükten sonra, ana-babaların kızlarının gelecekteki üreme başarısını artırma konusunda yapabilecekleri çok az şey vardır. Halbuki eskiden beri erkekler ailelerinin statü ve kaynaklarını devralabilmek için, ana-babalarının daha fazla yatırımına ihtiyaç duyarlar. Ana-babasımn o büyümeden ölmesi durumunda, bir erkeğin ailenin zenginlik ve kaynaklarını korumaya yetecek kadar güce sahip olması ihtimali düşüktür. Her ne kadar anne babası olmayan bir kız çocuğu da vahim bir durum olsa da, o kendisine bakacak bir koca bulabilir. (Biz burada modem toplumdan değil evrimsel durumlardan bahsediyoruz.) Kanazawa, yaşı ileri anne-babaların kız çocuk sahibi olmalarını bu sebeplerden mantık buluyor.

Kanazawa, ayrıca, istatistiksel olarak güzel anne-babaların güzel olmayanlara göre kız çocuk sahibi olma ihtimallerinin daha fazla olduğunu bulmuştur. Çocuklar yedi yaşma geldiklerinde öğretmenlerinden onları “çekici”, “çekici-değil”, “kılıksız ve pis”, “yetersiz beslenmiş” veya “yüz hatları anormal” olarak değerlendirmeleri istendi. Bu çocuklar büyüdüklerinde, çekici olarak değerlendirilenlerin içinde erkek çocukların oranı %50 iken diğer kategorilerdekilerin oranı %52 idi.

Burada da yine Kanazawa’nın açıklaması evrimseldir. Her ne kadar fiziksel çekicilik her iki cins için önemli olsa da, kadınlar için özellikle mühimdir. Erkekler bir gecelik yahut uzun vadeli bir ilişkide çekici kadınlarla çiftleşmeyi tercih ederler; halbuki kadınlar için uzun vadeli ilişkilerde zenginlik ve mevki gibi diğer özellikler daha önemli olabilir.

Yalnız bütün bu çalışmalarda akılda bulundurulması gereken şey cinsiyet oranları üzerindeki etkilerinin küçük olduğudur ki bunun sonucunda pek çok çirkin, genç, stressiz üst düzey yönetici eşi kız çocuk doğuracak, ve pek çok stresli, yaşlanmaya yüz tutmuş süper modelin de oğlu olacaktır. Olsun, yine de düşünmeye değer… Bu konuyu araştırdıkça insanlar, cinsiyet meselesinin tamamıyla şans işi olduğu inancından daha az emin olmaktadır.