Bazı Kadınlar Yapısal Olarak Diğerlerine Göre Daha Mı Anaçtır?

Bir kadının beynini bebeğini doğurduktan üç hafta sonra incelerseniz, tam da aşık olduğunuzda uyarılan bölgelerde, duygusal süreçler ve ödül ve bağımlılıkla ilgili kısımda daha yoğun bir hareketlilik görürsünüz. Anne sevgisi ile romantik aşk birbirinden çok farklı görünseler de, bebek sahibi olmakla rüyalarınızın eşine kavuşmak fiziksel boyutta hemen hemen aynıdır.

Buna bir örnek de saplantılardır. Beynin saplantılarla ilintili bölümü olan striyatum, hem aşık olduğumuzda, hem de bebeğimiz olduğunda aktifleşir. Aşkı yaşamış herkes, o sarhoş edici ilk günlerde onunla yaptığımız konuşmaları kafamızın içinde nasıl tekrarlayıp durduğumuzu ve sevgilimizin arayıp aramadığını kontrol etmek için durmadan nasıl telefona baktığımızı anımsar. Anne ve babalar da bebeklerinin doğumundan sonraki ilk günlerde aynı obsesif-kompülsif davranışları sergilerler, örneğin bebeğin nefes alıp almadığına bakmayı, üşüyüp üşümediğini kontrol etmeyi adet haline getirirler.

Ama yine de her kadın bebeğinin, doğumuna aynı reaksiyonu göstermez. İsrail’deki Bar-İlan Üniversitesinden Ruth Feldman, yeni annelerin beyin hareketlerine dayanarak kabaca iki gruba ayrıldıklarını tespit etti. Kendisi, özellikle, iki beyin ağına odaklandı, biri duygusal süreçler alanıyla empati ve bebekten gelen sinyalleri değerlendiren sosyal alanı birbirine bağlayan ağ, diğeri de ödül ve bağımlılıkla ilgili alanı yine aynı sosyal alana bağlayan beyin ağıydı.

Her ne kadar bebekleriyle ilişkide oldukları süre içinde annelerin her iki beyin ağında hareketlilik görülse de, annelerden bazıları ödül ve bağımlılık ağında daha fazla hareketlilik sergilerken, diğerlerinde duygusal süreçler ağında faaliyet gözlemlendi. Birinci gruptaki kadınlar gerçekten bebeklerinin bağımlısı oldular, bebeklerinin isteklerini de müthiş isabetli bir şekilde kavradılar. Feldman onlara “senkronize anneler” diyor. “Onların temel duygusu ödül, enerji ve keyif almaktır” diye ilave ediyor.

Duygusal süreçlere ilişkin bölgelerde daha çok hareketlilik sergileyen anneler için “baskın olan duygu endişe, tehlikeye karşı hazırlıklı olmak ve ‘bebeğimi korumam lazım’ hissidir” diyor Feldman. Bu tip anneliğin evrimsel üstünlükleri olabilir -bebeği çevresine karşı uyanık olmaya hazırlamak ve şüpheciliğini geliştirmek gibi. Ama bunun bedeli bebeğin verdiği sözsüz sinyallere karşı daha az duyarlı olmaktır, mesela bebeğin yorgun olduğunu fark etmemek gibi. Feldman bu tip kadınlara “müdahaleci anneler” diyor.

Daha ender görülmekle beraber bir de üçüncü grup kadın vardır ki bunlar bebeklerine karşı iki beyin ağında da çok az faaliyet gösterirler. Bu kadınlar çeşitli derecelerde doğum sonrası depresyonu yaşamaktadırlar.

Bu değişik gruplardaki annelerin çocuklarının da üç yaşlarına geldiklerinde davranış farklılıkları göstermeleri dikkat çekicidir. “Çocukların en yakın arkadaşlarına davranışları aynı onlar bebekken annelerinin kendilerine davranışları gibiydi” diyor Feldman. Senkronize annelerin çocukları arkadaşlarının gereksinimleriyle daha fazla ilgili ve paylaşma konusunda daha başarılı iken müdahaleci annelerin çocukları daha huzursuz ve gerilime daha az dayanıklı idiler. Bu arada, anneleri doğum sonrası depresyonu yaşayan çocuklar daha içine kapanık ve sosyal yetenekleri daha az gelişmiş görünüyorlardı.

Bu araştırma, doğum sonrası depresyonunun teşhisi ve tedavisinin önemini gösterdiği kadar annelere anneliğe bakışlarının mutlaka diğer kadınlarla aynı olması gerekmediği fikrini telkin etmektedir. Feldman ayrıca bu içgüdüsel davranışların uygulamayla değişebileceğini vurgulamaktadır. Mesela müdahaleci anneler bebeklerinden gelen sinyallere daha duyarlı olmayı öğrenebilirler; bebek ona arkasını dönüyorsa, istirahat etmek istediğini kavramak gibi. Feldman “Bunu gördüğünüzde, bebeğin tekrar size dönüp bakmasını sabırla bekleyin” diyor.