Bebeğim Anne’ye mi, Baba’ya mı Benzeyecek?

Başkaları ne düşünürlerse düşünsün, çoğu ana-baba kendi evlatlarının dünyanın en muhteşem yaratığı olduğuna inanır. Büyük ihtimalle eşinizin de oldukça çekici olduğunu düşünüyorsunuzdur. Ama yine de, belki gizli gizli bebeğinizin sizin veya eşinizin bazı yüz hatlarını almamasını diliyor olabilirsiniz. Babasının büyük burnunu veya sizin ince dudaklarınızı almasını tercih etmeyebilirsiniz.

Hepimiz bir kısım genlerimizi annemizden, bir kısım genleri de babamızdan alırız, ama yeni bir bebeğin oluşumu sırasında onu özel bir kişi yapan bazı şeyler olur. Bunların ilki siz daha hamile kalmadan önce gerçekleşir. Vücudumuzdaki çoğu hücrede kırk altı kromozom vardır (yirmi üçü anneden, yirmi üçü babadan) fakat yumurta ve sperm hücreleri farklıdır ve sadece yirmi üçer kromozom içerirler.

Yumurta ve sperm hücreleri oluşurken, annenizden gelen her bir kromozom babanızdan gelen denk kromozomla eşleşir ve taşıdıkları genetik bilgileri birbirine karıştırdıktan sonra da iki yeni hücreye ayrılırlar. Bu da demektir ki, annenizin bazı genleri ile babanızın bazı genleri aynı kromozomda bir araya gelir ve her bir yumurta ve sperm hücresi oluşum sırasında anne ve babanızdan aldığınız genlerin aşağı yukarı yarısını kaybetmiş olur.

Ama genetik değişimin tek yolu bu değildir. Yumurta döllendikten sonra, hücre bölünmesi sırasında ceninin DNA’sında kalıtsal değişimler baş gösterir ve her ne kadar anneden ve babadan gelen 20.000 den fazla kopyanın çoğu eşit şekilde etkili olsa da, anne veya babadan alınan kopyalardan az sayıda bir kısmının etkisi engellenebilir. Bir örnek, plasentanın oluşumunu kontrol eden genlerdir ve çoğunlukla babadan alınan genler tarafından yönetilirler.

Çoğu kişi çocukların ana-babalarına çekme eğiliminde olduklarını kabul eder ama burnun büyüklüğü veya dişlerin biçimi gibi bedensel özelliklerin kalıtsal olarak ne yolla alındığını tam anlamak kolay değildir. Bedensel özellikler, bazı hastalıklarda olduğu gibi tek bir gen tarafından kontrol edilmekten ziyade, genellikle, birçok genin bir arada çalışması sonucu ve çoğunlukla fiziksel çevre etkilerinin de katılımı ile ortaya çıkarlar.

Göz rengi konusu bile artık eskiden düşünüldüğü kadar basit değildir, insanlar, eskiden, göz rengini, kahverenginin mavi ve yeşil renkleri baskıladığı tek bir genin değişimlerinin saptadığına inanırlardı. Bu genel olarak doğrudur ama şimdi artık göz rengini etkileyen (bazıları diğerlerinden daha güçlü) en azından on altı adet gen olduğunu biliyoruz. Eskiden ikisi de mavi gözlü olan bir çiftin kahverengi gözlü bebeğinin olmasına imkansız diye bakılırdı ve böyle bir durum olduğunda da annenin mutlaka başka biriyle yattığı düşünülürdü. Halbuki, genlerdeki bu karmaşık etkileşim dolayısıyla, mavi gözlü ana-babaların, sahip oldukları genlere dayanarak, sayıları %25’e varan çocukları kahverengi gözlü olmaktadır.

Saç rengi de aynı derecede karışıktır, kızıl saç hariç. Bir çocuğun saçının kırmızı olup olmayacağına karar veren kilit unsur, büyük ihtimalle, MCRİ adlı bir gendir ve kızıl saç değişkeni resesiftir. Yani, eğer çocukta bir kopya kızıl saç değişkeni, bir kopya da kızılnolmayan saç değişkeni varsa, saçı kızıl olmayacak demektir (ama böyle biri taşıyıcıdır ve çocukları kırmızı saçlı olabilir; taşıyıcılar genellikle çilli olurlar). Bir çocuğun kızıl saçlı olmasını garantilemek sadece iki ebeveynin de saçlarının kırmızı olmasıyla sağlanır. Biri sarı saçlı, diğeri siyah saçlı ana-babaların, eğer ikisi de kızıl saç değişkeni taşıyıcısı ise, kızıl saçlı bebek sahibi olma şansları %25’tir.

Yüksek elmacık kemikleri veya dolgun dudaklar gibi yüz hatlarının kalıtımsal özellikleri konusunda çalışmalar daha azdır ama yine de birkaç araştırma grubu bu işe de el atmıştır. İzlanda’da yapılan bir çalışmada, araştırmacılar 363 çocuğun yüzünün kemik yapısını, hem altı yaşında iken, hem de on altı yaşına gelince, ana-babalarınınki ile karşılaştırdılar. Çıkan sonuçlar hiçbir şekilde açık seçik değildi, ama genellikle, erkek çocuklar babalarından çok annelerine benzerken, kız çocuklar her ikisinden birden etkileniyor görünüyorlardı. Daha önce yapılmış bir Japon araştırması da, erkek çocukların babalarına benzeme olasılığının daha düşük olduğunu -özellikle burun biçimleri- kız çocukların ise hem anneden hem de babadan etkilendiğini belirtir.

Her ne kadar kemikler ve dişlerin gelişimi pek çok gen ve çevresel faktörün karmaşık etkileşimi ile olsa da, yapılmış çalışmalar kemik yapısını belirleyen bazı önemli genlerin X kromozomunda olduğunu düşündürmektedir ve bu da erkek çocukların sadece annelerinin kopyalarını aldıkları anlamına gelmektedir.