Bebeğimi Ağlatmam Kalıcı Hasara Neden Olur mu?

Kontrollü ağlatma ana-babalarda fikir ayrılığına sebep olan başlıca konudur. Ağlatmayı savunanlar acının geçici olduğunu ve bebeğe kendi kendine sakinleşmesini öğretmenin bir ailenin bebeğine verebileceği en büyük hediyelerden biri olduğunu iddia ederler. Ağlatmaya karşı olanlar da bir bebeği ağlatmanın işkence ile eşit olduğunu ve bebeğe ömür boyu sürecek zararlar verebileceğine inanırlar. Çocuk bakımı kitapları da bu konuda kararsızdır. ABD’de bebeklerde uyku konusunda hali hazırda bulunan otuz dokuz kitaptan, yirmi dördü çocuklara uyumayı öğretme için kontrollü ağlatmayı uygun buluyor veya savunuyorken, on ikisi ağlatmaya karşı çıkıyor veya ona karşı uyarıyor. Geri kalanlar ise herhangi bir görüş bildirmiyor.

Bebeklere uyumayı öğretmek açısından kontrollü ağlatma işe yarar gibi görünsede, daha az şiddetli başka metotlar da aynı derecede etkili olabiliyorlar. American Academy of Sleep Medicine, 2006 yılında elli iki çalışmayı inceleyerek çeşitli uyku eğitimlerinin etkilerini değerlendiren bir rapor yayınladı ki bunlardan pek çoğu da belli bir ölçüde kontrollü ağlatma içeriyorlardı.

En katı şekliyle uygulandığında, kontrollü ağlatma (“doya doya” ağlatma) ana-babaların çocuğun bir yeri acımıyorsa, hasta ya da tehlike altında değilse, bütün ağlamalarını, öfke nöbetlerini ve çağırmalarını duymazdan gelmesi ve bunu ağlama ne kadar sürerse sürsün, her gece uygulaması demektir. İddia şudur ki, eğer vazgeçer ve bebeğin çağrılarına cevap verirseniz, o sadece bir sonraki seferde daha uzun ağlamayı öğrenecektir. Daha yumuşak uygulamalar ise süresi gittikçe uzayan aralıklarla çocuğun yanma gidip onu rahatlamak ve sonrasında yanından ayrılmak veya odada kalmak fakat onun ağlamalarına aldırmamak olabilir. Burada ulaşılmak istenilen sonuç, çocuğun kendi kendini sakinleştirme becerileri geliştirmesi ve ana-babasından bağımsız olarak uykuya dalabilmesidir.

Çocuklara uykuyu öğretmek için yıkamak, masal okumak, normal uyanma saatinden on beş ila otuz dakika evvel kaldırılıp uykuları tam açılmadan yatağa geri koymak şeklinde programlı uyandırmalar uygulamak, düzenli uyku saatleri belirlemek, tutarlı uyku saati rutinleri oluşturmak ve onları uyurken değil uykuları geldiğinde yataklarına koyma konularında aileleri eğitmek gibi farklı stratejiler de vardır.

AASM’nin incelemesine göre bu stratejilerin hepsi bir dereceye kadar başarılı oldu ve çeşitli yöntemlerin birebire karşılaştırmasını yapan daha az sayıda incelemeye göre de bunlardan herhangi birinin etkilerinin uzun vadede diğerlerinden çok farklı olduğu konusunda pek az kanıt bulundu. Geceleri sık uyanan bebeklerde katı şekliyle kontrollü ağlatmanın programlı uyandırma metoduna göre daha iyi sonuçlar verebildiği, ama bebeklere uykuyu öğretme konusunda kontrollü ağlatmanın diğer şekilleri ile olumlu uyku saati rutinleri oluşturmanın aynı derecede işe yaradıkları görüldü.

Herhangi bir uyku eğitimine başlamadan önce, ana-babaların bebeklerinin yaşlarını da dikkate almaları gerekir.

Üç aylıktan küçük bebekler

En azından iki adet gelişigüzel kontrollü denemede, üç aylıktan küçük bebeklerde herhangi bir uyku eğitimi tipi kullanmaya çalışmanın hiçbir etkisi olmadığı ve ağlamayı azaltmadığı bulunmuştur. Ama yine de kötü alışkanlıkların oluşmasını önlemek için yapabileceğiniz bazı şeyler vardır.

Üç ila altı aylık arasındaki bebekler

Altı aylıktan küçük bebeklerde kontrollü ağlatma kullanılmaması konusunda uzmanların çoğu fikir birliği içindedir çünkü o yaştaki bebeklerin hâlâ gece beslenmeye gereksinimleri vardır. Bu dönemde, olumlu uyku saati rutinleri oluşturmayı deneyebilirsiniz ve bebeğinizin gündüz uykularının düzenli olmasına gayret edebilirsiniz – veya bebeğiniz eğer geceleri sık sık uyanıyorsa programlı uyandırma metodunu deneyebilirsiniz.

Altı aylıktan büyük bebekler

Bebeğiniz de siz de eğer hâlâ yeterli uykuyu uyuyamıyor ve de kontrollü ağlatma uygulamayı düşünüyorsanız, bu metodun uzun süreli olumsuz etkilerinin olup olmadığı konusunda içinizi rahatlatmak için uygulama hakkında yapılmış bazı araştırmalara başvurabilirsiniz. Genel kanı şudur ki, olayın tümüne bakıldığında, uyku eğitiminin bebekleri, eğitim öncesine göre daha güvenli, öngörülebilir ve daha az hırçın yaptığıdır. Ana-babaları tarafından kontrollü ağlatma uygulanan sekiz ila on aylık 225 bebekle Avustralya’da yapılan bir çalışma, kontrollü ağlatmanın bebeklerdeki uyku sorunlarını dört ay içinde – her ne kadar %15 bebek bu uygulamaya cevap vermemiş olsa da – %30 oranında azalttığım buldu. Ana-ba-baların çocuklarının altı yaşına kadarki dönemlerinin çeşitli zamanlarında onların duygusal ve davranışsal gelişmelerini değerlendiren anketlere verdikleri cevaplarda, bebekliklerinde uyku eğitimi almış çocuklarla almamış olanlar arasında hiçbir fark gözlemlenmemiştir.

Ama yine de son bir uyarı… 2012 yılında yayınlanan bir araştırma, kontrollü ağlatmanın, artık geceleri ana-babasmı çağırmak için ağlamayı bırakmış olsa bile, bebeğin fiziksel stres seviyesine kısa vadeli bir etkisi olabileceğini gösterdi. North Texas Üniversitesinden Wendy Middlemiss ve meslektaşları Yeni Zelanda’daki bir hastanede beş günlük uyku eğitimi programına katılan yirmi dört adet dört ila on aylık bebeğin stres hormonu kortizol seviyelerini günlük olarak ölçtü. Program, anne ile bebeğin yatma saatinde ayrıldığı ve bebeği bir hemşirenin yatağına koyduğu tipik bir kontrollü ağlama düzeni uyguluyordu. Bebek burada uykuya dalması için kendi kendine bırakılıyordu – eğer ağlama devam ediyorsa hemşire her on dakikada bir gidip bebeğe bakıyordu. Anne yandaki odada bebeğin ağlamalarını duyabiliyor ama gidip onu rahatlatmasına izin verilmiyordu.

Anne ve bebeklerdeki kortizol seviyelerinin uyku eğitimi başlamadan önce aynı iken ilk akşamdan sonra belirgin bir şekilde yükselmiş olmasına herhalde şaşırmamak gerekir. Aynı şey ikinci gece de tekrarlandı ama üçüncü geceden sonra bebekler kendi kendilerine sakinleşmeyi öğrendiler ve çok daha az ağladılar. Bu durumda annenin kortizol seviyesi düşmeye başladı; anneler bebeklerinin uyku eğitimine cevap veriyor olmasından ve en nihayet doğru dürüst bir uyku uyuyabil-diklerinden mutlu olduklarını belirttiler. Ama bebeklerdeki kortizol seviyelerinin ölçümü onların sakin dış görünüşleri ile içlerinde olanlar arasında bir bağlantı olmadığını gösterdi. Artık ağlamıyor olmalarına rağmen, bebekler ilk geceki kadar yüksek kortizol seviyeleri sergilemeye devam ettiler. Bu da, onların her ne kadar dıştan sakin görünüyor olsalar da, içten hâlâ mutsuz olduklarını düşündürmektedir.

Programın bitiminden sonra kortizol seviyeleri bir daha ölçülmediğinden, bebeklerin kortizol seviyelerinin en sonunda normale dönüp dönmediğini bilmemize imkan yoktur ama burada diğer çalışmaların kontrollü ağlatma ile ilgili hiçbir olumsuz kalıcı etki olmadığım söylüyor olması bir miktar içimizi rahatlatmaktadır. Bebeklerin ne kadar süre stresli kaldıklarını belirlemek için kesinlikle daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Middlemiss bu konuda “Büyük ihtimalle bebek hâlâ bir geçiş dönemindedir ve zamanla düzelecektir ama burada beni rahatsız eden, annelerin bebeklerini göremedikleri için onların ağlamalarına cevap verip vermeme konusunda seçim yapamıyor olmalarıdır” diyor.

Bebeklerdeki uyku problemlerini atlatmak için daha az katı olan kontrollü ağlatma şekillerinin katı şekli kadar işe yaradığını düşünürsek, benim kişisel tercihim, önce daha yumuşak uygulamaları denemektir.