Bebek Ne Zaman Bilinçlenir?

Bir fetüs çevresini algılayabilir mi, onda bir kimlik duygusu var mı? Düşünebilir mi, rüya görebilir mi veya acı hissedebilir mi? Ve bu duyguların ortaya çıkması bir elektrik düğmesini çevirmek gibi aniden mi olur, yoksa daha yavaş bir süreç midir?

Bunlar cevaplaması zor sorulardır çünkü daha yetişkinlerdeki bilincin uygun bir tanımı yapılamamışken, deneyimlerini bize tanımlayacak hiçbir yolları bulunmayan doğmamış bebeklerdekini anlamak olanaksızdır.

Periferal sinir sisteminin (beyin dışındaki tüm uzuvlar ve dokulardan hareket ve duyum taşıyan bütün sinirler) beyin korteksi (hafıza, farkındalık, dikkat ve konuşma gibi yüksek düşünce işlemlerinden sorumlu beyin bölgesi) ile birleşmesi en önemli andır. Yirmi beşinci hafta civarında gerçekleşen bu birleşme dış dünya ile üst beyin arasında hayati bir bağdır. İsveç, Stockholm’daki Karolinska Jnstitute’dan fetüs bilinci uzmanı Hugo Langercrantz’a göre bu bağlantı olmadan çevreyi algılamak ve onu değerlendirmek imkansızdır. Her ne kadar gelişiminin çok daha erken evrelerinde fetüsün acı veren uyarıcılara reaksiyon gösterdiği ve onlardan uzaklaştığı belli olsa da, bu acıya duyarlılığı da kapsar.

Peki bu noktadan önceki dönemde bebeğin beyninden neler geçiyordu? Bebeğinizin artık tombul bir kurbağa yavrusuna değil de belli belirsiz de olsa daha çok insana benzemeye başladığı ilk üç aylık dönemin sonunda, beyin devreleri aşağı yukarı bir solucanın veya deniz salyangozununkine eşittir, diyor La Jolla (Kaliforniya) Sinirbilim Enstitüsü’nden bilinç araştırmacısı David Edelman. Tabii ki, insan beyni bundan çok daha fazla gelişmeye programlanmıştır ama rahme düşmesinin üzerinden henüz on iki hafta geçmiş olan fetüs, beyinden daha gelişmiş bir müdahale olmaksızın, çevreyle ancak refleks yolu ile iletişimini sağlayacak devreleri yapılandıracak kadar yol almıştır.

On yedi veya on sekizinci haftalar civarında, bedenin kalan diğer bölgelerinden gelen sinirler beyne bağlanmaya başlar ve bebeğin bilinç durumunu kabaca örneğin yılan gibi bir sürüngenin seviyesine getirirler. Hiç şüphe yok ki, bir sürüngen dış çevresine tepki gösterir, mesela görüntü ve koku ile bir farenin izini bulur, fakat beyin korteksi (beynin en üstteki kıvrımlı tabakası) bulunmayan sürüngenlerin soyut akıl yürütme gibi yüksek seviyeli düşünce işlemleri ile meşgul olmadıkları konusunda bilim insanlarının çoğu hemfikirdir. Bu belirsiz bir noktadır, çünkü kuzgun ve papağan gibi bazı kuşlarda da beyin korteksi yoktur ama onların bir dereceye kadar konuşma ve farkındalık sahibi oldukları görülmektedir.

İnsan yavruları, on dokuzuncu haftada, mesela iğneyle dürtülmek gibi acı veren uyarılar karşısında geri çekilirler. Yirmi üçüncü haftaya gelindiğinde, iğne batmasına karşı, bu tepkileri işleme sokmak için henüz daha yüksek beyin bölgelerinin devreye girmemiş olmasına rağmen, kortizol, noradrenalin ve doğal bir ağrı kesici olan beta-endorfin gibi stres hormonları salgılamaya başlarlar. Doğmamış bebekler eğer bu evrede acı hissederse, bunun biz yetişkinlerin hissettikleri gibi bir acı olmama ihtimali büyüktür ama her şeye rağmen yine de acıdır. Bu biraz kendimizi yaralı bir hayvanın yerine koymaya çalışmaya benzer -bu ise olanaksızdır çünkü bizim beynimiz başka türlü donatılmıştır.

Yirmi beşinci haftada, serebral korteks ile bedenin geri kalanı arasındaki bu çok önemli bağlantı gerçekleşir ve insan gibi mantıklı düşünmeyi mümkün kılar. Ama bu aşamada bile bir fetüse yetişkin bilinci yakıştırmak akılsızlık olur. Hiç birimiz anne karnında neler olduğunu hatırlayamayız ve bunun bir nedeni, bir ihtimal, beynimize gelen çeşitli duyumları yorumlamak için kelime veya deneyime sahip olmamamızdır. Artık pek çok uzman, bilincin öyle hep-ya da-hiç tarzı bir fenomen olmadığına, aksine çocukluğun ilk evreleri süresince devam eden ve karartma ayarlı bir elektrik düğmesinin yavaş yavaş açılması gibi bir süreç olduğuna inanıyorlar.

İlaveten, doğmamış bebekler düşük oksijen seviyesi ve plasenta tarafından salgılanan uyuşturucu etkili kimyasallar vasıtası ile rahimde oldukça sakinleştirilmiş bir şekilde tutulurlar. Fetüslerin uyku ve uyanıklık döngüleri sergilemelerine ve bazı kanıtların da onların öğrenebildiklerini göstermelerine rağmen ilk defa gerçekten uyanmaları ancak doğum sırasında olur.