Bebekler Hiçbir Şey Solumama Durumundan Hava Solumaya Nasıl Geçerler?

Bir bebeğin bedeni doğumdan sonraki dakikalar ve saatler içinde çok büyük değişikliklerden geçer. Bebek, doğumdan önce, plasenta vasıtasıyla annesinin kanındaki oksijen ve karbondioksit değişimi sayesinde “nefes alır”. Şimdi ise kendi ciğerleri vasıtasıyla nefes almaya geçmesi gerekmektedir ama anne karnındayken bebeğin ciğerleri sönüktür ve amniyotık sıvı dolu, yani nefes almaya hiç de uygun değillerdir. Sağlıklı bebeklerin nefes almaya başlamak için ciğerlerinde bulunan 80-100 ml sıvıdan kurtulmaları gerekir. Bu sıvının üçte bir kadarı doğum sırasındaki kasılmalar ve doğum kanalından çıkarken göğüsün sıkışması ile dışarı atılır. Doğum, aynı zamanda, bebeğin ciğerlerine, sıvıyı emmeye başlamalarını söyleyen katekolamin denilen kimyasalların üretimini de tetikler. Sonunda, bebeğin göğsü annenin bedeninden çıkmaya başladığında, içine havayı çekerek doğal bir biçimde genişler. Bu hava da ciğerlerdeki geri kalan sıvıyla yer değiştirir; dolu bir bardağa pipet ile hava üflediğinizde bir miktar suyun bardaktan taşıp masaya dökülmesi gibi.

Peki önceden planlanmış olarak sezaryen ile dünyaya gelen bebeklerde ne olur?

Anneleri sancı çekmez, bu durumda bebek ne zaman nefes almaya başlayacağını nereden bilir? Bunun cevabının bir kısmı göbek kordonunun bağlanmasında yatar çünkü o olay bebeğe oksijen akışını durdurur ve bebeğin hava almak için soluklanmasını sağlar; bu da ciğerlerinin şişmesine ve bir kısım sıvının boşalmasına yol açar. Ancak sezaryenle doğan bebeklerin büyük kısmı göbek kordonlarının bağlanmasından daha önce nefes almaya başlarlar, bu sebepten işin içinde başka mekanizmaların da olduğu düşünülmektedir. Bebeğin rahimden dışarı çıkarılması rahmin kasılmasına sebep olur ve bu da plasentayı sıkıştırarak bebeğin kanının oraya akmasını azaltır. Bu kasılmalar (aynen normal doğumda olduğu gibi) plasentanın rahim duvarlarından ayrılmaya başlamasını tetikler. Hayvanlar üzerinde yapılan bazı çalışmalar, burnun havadaki oksijen ile temas etmesinin nefes almayı başlatmak için yeterli olduğunu ve anne kamındaki sıcak ortamdan doğumhanenin soğuk ortamına çıkmanın da bu refleksi tetiklediğini düşündürmektedir.

Doğumdan ortalama dört ay kadar evvelinden bebeğin ciğerleri, iç cidarındaki suyu dışarı atan ve hava ile şişmesini sağlayan, sürfaktant denilen bir madde üretmeye başlar. Ama yine de, sezaryen ile doğan bebeklerin akciğerlerinde hâlâ bir miktar su kalmış olabilir ve bu yüzden nefes almalarını zorlaştıran herhangi bir şeyin olup olmadığına bakmak iyi olur.

Ciğerlerin hava ile dolması, bebekte bir başka büyük değişikliğe daha sebep olur. Doğumdan önce kalpten ciğerlere çok az miktarda bir kanın pompalanıyor olmasına rağmen, yetişkinlerde kalbin tüm sağ tarafı bu amaca adanmıştır – sağ taraf oksijeni alınmış kanı tekrar oksijen yüklenmesi için ciğerlere yollar ve sonrasında da bu kan bedenin geri kalanına pompalanmak için yeniden kalbin sol tarafına girer. Doğumdan evvel kalbin sağ ile sol tarafları arasında bir delik vardır ki bu da ekseriyetle akciğerleri kan dolaşımından ayırır. Ama akciğerlerin hava ile dolması, onların temel yapılarını değiştirir ve içlerinden kanın pompalanmasını çok daha kolay bir hale getirir. Bu sebeple de, kalbi besleyen damarların bazılarındaki kan basıncı değişir ve bu da tek taraflı bir doku parçasının daha önce kalbin sağ tarafından sol tarafına kan geçmesine izin veren deliğin üstünü kapatır. Şimdi artık bebeğin kalbi ve akciğerleri yetişkinlerdeki gibi çalışmak üzere bağlanmış bulunmaktadır.

Minik bebek bir “ohhh” çeker. Rahim dışındaki hayata geçişi tamamlanmıştır.