Bebekler için En İyisi Anne Sütü müdür?

En azından bebeklerin ilk birkaç ayı için, “anne sütü en iyisidir” düsturu büyük ihtimalle doğrudur. Anne sütünün hazır mamalara üstünlüğü konusundaki en tatmin edici kanıt, meme emen bebeklerde nezle, grip ve ishal gibi mide ve solunum enfeksiyonlarını önlemesi ile ilgilidir. Bu durum, biberonları dezenfekte etmenin ve mama hazırlamak için temiz su bulmanın zor olduğu ve yetersiz tıbbi bakım sonucu olarak ishal ve akciğer enfeksiyonlarının hızla yaşamı tehdit eder bir hale geldiği gelişmekte olan ülkelerde özellikle önemlidir. İşte Dünya Sağlık Örgütü (WHO) özellikle bu nedenlerle, kadınların bebeklerini ilk altı ay süreyle sadece anne sütü ile besledikten sonra yavaş yavaş katı gıdalar da vermeye başlamalarını ve ideal olarak iki yaşma kadar da emzirmeyi sürdürmelerini tavsiye etmektedir.

Gelişmiş ülkelerde bile, herkes bebeğini sadece anne sütü ile besliyor olsa, ishalden hastanelik olan bebeklerin her ay %53 oranında önlenebileceği tahmin ediliyor ve emzirmenin nekrotizan enterokolit (erken doğan bebekleri etkileyen ciddi bir gastroentestinal hastalık) riskini ortalama %55 kadar düşürdüğü görülüyor. Zatürre nedeniyle hastaneye yatırılma riskini de %72 oranında azaltıyor. Ayrıca, bunun nasıl olduğunu kimse tam olarak anlamamakla beraber, emzirmenin SIDS riskini de %36 civarında azalttığına dair sağlam kanıtlar bulunmaktadır.

Hafif ishal vakaları dışında, tüm bu hastalıklar gelişmiş ülkelerde nispeten az görülmektedir, bundan dolayı da herhangi bir nedenle bebeğinizi emziremiyorsanız, onun hazır mama ile beslenmekten dolayı bir zarar görmesi olasılığı düşüktür. Mesela, SIDS konusunda, bir bebeğin ölümünü önleyebilmek için 5.500 bebeğin anne sütü ile beslenmesi gerektiği tahmin edilmektedir. Zatürreden hastanelik olma durumunda ise bir vakayı önlemek için yirmi altı bebeğin dört ay veya daha fazla bir süre anne sütü emmesi gerekir. Anne sütü vermek hastalıkları önlemeyi garanti etmez, sadece riski azaltır ve bu koruma anne bebeği emzirdiği sürece devam eder, emzirmeyi bıraktıktan kısa bir süre sonra da biter.

Tabii, işe dönmek gibi genellikle pratik sebeplerden dolayı, kadınların çoğu WHO’nun tavsiye ettiği iki yıl süreden çok daha evvel emzirmeyi bırakırlar. Pek çok kadın ilk başta emzirmek için çabalar ve sonunda genellikle müthiş bir suçluluk duygusu ile biberona geçer.

Suçluluk duymak doğru mudur?

Emzirmenin, kısa vadede enfeksiyon risklerini azaltmasının yanı sıra daha birçok ek yararı da olduğu iddia edilir. Aralarında İngiltere’deki National Health Service ve American Academy of Pediatrics’in de bulunduğu birçok sağlık kuruluşu, emzirmenin obesite, egzama ve diyabette uzun vadeli koruma sağladığını söylemektedir.

Ama tıp literatürünü karıştırmaya başlayınca görülüyor ki uzun vadeli sağlık konularında emzirmenin biberona göre ezici bir şekilde daha iyi olduğunun kanıtları o kadar da açık seçik değil. Örneğin, araştırmalar, emzirilmeyen bebeklerin 1,3-1,9 kez daha fazla alerjiye bağlı sorunlar yaşama, iki ila dört misli (kuşkusuz seyrek) daha fazla çocukluk çağı kanseri ve 1,2-1,6 kez daha fazla obez olma ihtimalleri olduğunu gösterir. Bu araştırmalardaki anahtar sorun bunlardan çoğunda, çocukların büyürken takip edilmeleri yerine kadınlardan yıllar evvelki emzirme düzenlerini hatırlamaları istenmesi idi. Bu durumda kadınların sonrasında çocuklarının başlarına gelenlerden dolayı akılları karışmış olabilirdi. Obesite, IQ veya yüksek tansiyon gibi şeylere bakıldığında ise sosyo-ekonomik unsurları ayıklamak oldukça zordur çünkü emziren anneler çoğunlukla hazır mama verenlerden farklı sosyal çevrelerden gelirler.

Bu unsurların hepsini birden araştırmak için en iyi yol, gelişigüzel kontrollü bir deney (RCT) yaparak aynı kadınların bebeklerini, belirlenen bir süre boyunca anne sütü ya da hazır mama ile beslemelerini söylemek ve sonrasında da bebeklerinin sağlığını yıllarca yakından takip etmek gibi görünüyor. Böyle bir inceleme hiç yapılmamıştır. Bir defa, bir anneye bebeğini nasıl besleyeceğini söyleyemezsiniz. Ayrıca, bebeklerini emzirmeyle başlayan kadınların çoğunun birkaç hafta veya ay sonra bu işten vazgeçmeleri veya gündüzleri emzirmek, geceleri de biberonla hazır mama vermek gibi karışık uygulamalar vardır.

Belki böyle bir RCT’ye (gelişigüzel kontrollü deney) en çok benzeyen incelemeyi Kanada’nm Montreal kentindeki McGill Üniversitesi’nden Michael Kramer 16.491 Belaruslu kadın üzerinde yaptı. Bu çalışmada, kadınlardan yarısına emzirme konusunda bilgi ve destek sağlanırken diğer yarısına hiçbir yardım yapılmadı. Sağlanan yardımın bir dereceye kadar işe yaradığı görülüyordu ki – bilgi ve destek alan kadınların %43’ü bebeklerini üç aylık olduğunda yalnızca anne süt ile besliyorken, bu oran kontrol grubunda sadece %6 idi. Diğer araştırmalardaki gibi, bunda da, yalnızca anne sütü vermenin bebeklerde gastroentestinal iltihaplanma ve egzama risklerini düşürdüğü bulundu. Ama, Kramer’in ekibi çocukları altı buçuk yaşında tekrar muayene ettiğinde, iki grup arasında boy veya obesite ile kan basıncı, alerji, astım veya diş çürümelerinde azalma gibi konularda veya davranışlarda hiçbir fark bulamadı.

Bu bulgular, 1990’ların başlarından beri gelişimleri takip edilen 14.400 den fazla kadın ve bebekleri üzerinde İngiltere’de yapılan geniş bir çalışma ile de doğrulanmaktadır. Araştırmacılar, her ne kadar emzirmenin daha az obesite ve düşük kan basıncı ile ilişkili olduğunu bulmuş olsalar da, bu bulguyu İngiltere’de meme veren kadınların çoğunlukla orta veya üst sosyal sınıflardan geldiği gerçeğinden ayırmak mümkün değildir. Aynı araştırmacılar, meme vermenin herhangi bir sosyal sınıfa bağlı olmadığı Brezilya’da yetiştirilen bebeklere baktıklarında, obesite ve kan basıncı ile olan ilişki kaybolmaktadır.

Bu, meme vermenin uzun vadeli yararları olmadığı anlamına gelmez. Sadece konu hakkında kesin cevap alabilmemiz için çok daha fazla çalışılma yapılması gerektiği anlamına gelir. Kramer “Metabolizma veya bağışıklık sistemi ile ilgili uzun vadeli etkiler konusundaki kanıtlar ya yapılan araştırmaların sayısı açısından çok zayıf veya sayıca fazla fakat birbiriyle çelişkili” diyor. Ayrıca elde edilen herhangi bir koruma etkisinin, mesela obesite veya bir hastalık konusunda güçlü bir aile geçmişi olması gibi süregelen risk faktörleri karşısında güçsüz kalması ihtimali de vardır.

Ama hem Kramer’in, hem de Avon Longitudinal Study’nin faydası hakkında kuvvetli kanıtlar bulduğu bir alan vardır ki o da beyin gelişimidir. Kramer’in çalışmasında, meme emen çocukların altı buçuk yaşlarına geldiklerinde hazır mama alanlara göre IQ testlerinde ortalama sekiz puan daha yüksek skorlar aldıkları görüldü; evvelden yapılmış başka araştırmaların aksine buradaki araştırmacılar daha önceden annenin zeka ve sosyo-ekonomik çevresini de tespit ettiler ve dolayısıyla da bu faktörler görülen bu farklılığı açıklayamazlar. Kramer “Bu gecikmiş bir etki değildir çünkü biliyoruz ki beyin gelişimi çoğunlukla anne karnında ve yaşamın ilk ve ikinci yıllarında gerçekleşir” demektedir. Emzirmenin neden beyin gelişimini desteklediği ise bilinmemektedir. Bunun anne sütündeki bir şeyden dolayı mı olduğunu bile bilmiyoruz. “Bu belki de süt verme sırasında anne ile bebek arasında oluşan fiziksel temas veya hatta artan sözlü ilişkinin sonucudur” diyor Kramer.