Bir Bebek Annesinin Ruh Halini Anlayabilir mi?

Annenin hamilelik sırasındaki duyguları da bebeğin hareketlerini etkileyebilir. Çoğu okur, The Sound Of Music (Neşeli Günler) filminde Julie Andrews’un dağların yükseklerindeki çayırlarda neşeyle şarkı söyleyerek hoplayıp zıpladığı açılış sahnesini bilir. Japonya’daki Nagasaki Üniversitesi’nden Kazuyuki Shinohara ve meslektaşları bu mutluluk verici sahneyi hamileliklerinin son üç aylık dönemindeki on kadına gösterdi ve o sırada da ultrason aracılığıyla karınlarındaki bebeklerin kol, bacak ve beden hareketlerini saydılar. Kadınlara ayrıca The Champ (Şampiyon) filminden acıklı bir bölüm seyrettirildi. Bu iki gösterimde de, bebekler seslendirmeyi duymasınlar diye kadınlara kulaklık takıldı.

Kadınlar neşeli filmi seyrederken bebekleri kollarını salladı, ama acıklı filmi seyrettikleri sırada bebeklerin hareketleri azaldı. Çok az sayıda kadın üzerinde yapılmış olsa da, bu çalışma bir bebeğin annesinin ruh halini anlayabildiğini ima etmektedir. Bunun gerçekleştiren sebeplerden biri, adrenalin gibi stres veya üzüntü sırasında salgılanan bazı hormonların kanı rahimden uzaklaştırmaları ve bebeğin de bu durumu algılaması olabilir.

Doğmamış bebekler belli bir müzik parçasını rahatlamayla bağdaştırmayı öğrenebilirler, bu da doğumdan sonra bebeği sakinleştirmek için pratik bir yol oluşturabilir. Yapılan bir çalışmada, hamile kadınlar on iki saniyelik bir müzik parçası ile gevşemeye şartlandırıldılar. Bu müziği hamilelik sırasında dinlemiş olan bebekler, doğumdan sonra aynı parçayı duyduklarında ağlamayı kesmiş, gözlerini açmış ve daha sakin durmuşlardır. Bu tip ilişkilendirmelerin hamileliğin otuz ikinci haftası civarında oluştuğu düşünülmektedir.

Bunlara ilaveten, doğmamış bebeklerin herhangi bir şartlanma geliştirmeden de her gün tekrarlanan sesleri hatırladıkları tahmin edilmektedir. Meşhur bir deneyde, Belfast’taki Queen’s Üniversitesi’nden Peter Hepper, bebeklerin dizinin tema müziğini öğrenip öğrenemeyeceğini görmek için düzenli olarak Neighbours isimli bir Avusturalya dizisini izleyen bir grup kadını inceledi. Doğumdan birkaç gün sonra aynı müzik bebeklere çalındığında, hatırladıklarını ima eder bir şekilde, hareketleri durdu, dikkat kesildiler ve kalp atışları düştü. Buna karşılık, müzik parçasını daha evvel duymamış bebekler hiçbir tepki göstermediler. Bebeklerden hiçbiri bilmediği bir parçaya reaksiyon vermedi.

Hepper bu deneyi, bir otuz haftalık fetüslere, bir de otuz yedi haftalıklara uyguladı ve yalnızca otuz yedi haftalıklar parçayı doğumdan sonra hatırlayabildi. Buna ilaveten, aynı parça bu bebeklere doğumdan yirmi bir gün sonra çalındığında ise hatırlamadıkları gözlemlendi, bu da fetüslerin hafızalarının oldukça kısa süreli olduğunu düşündürmektedir.

Maastricht Üniversitesi’ndeki araştırmacılar da fetüslerin hatırlama sürelerini ölçmek için testler yaptılar. Bir hamilenin karnının üstüne bir titreşim çubuğu koyduklarında, bu genellikle -en azından ilk seferde- bebeği tekme atmaya sevk etti. Ama bebekler kısa zamanda bu titreşime alışıp onlarla ilgilenmemeye başladılar. Araştırmacılar, bunun bebeklerin deneyimlerini hatırlama süresini ölçeceğini düşünerek, bebeklerin aynı titreşimlere ne kadar zaman sonra tekrar tepki vermeye başladıklarını test ettiler. Otuz haftalık fetüslerde bu sadece on dakika sürerken, otuz dört haftalıklar titreşimleri en azından, dört hafta süreyle hatırlıyor gibi göründüler.

Rahimde oluşan anıların muhtemelen epeyce basit olmaları ve pek çok hayvan fetüsünde de benzer öğrenme yetenekleri bulunduğu konularında uzmanların çoğu aynı fikirde olsalar da, bu düşünce fetüsün öğrenme olgusunu önemsiz kılmaz. Bir teoriye göre bu anılar, bebeklere hangi seslerin “güvenli” olduğunu öğretmek suretiyle, onların anne karnından dış dünyaya geçişlerini kolaylaştırmaya yardım eder; bu anılar sayesinde bebekler doğumdan sonra kapı zili veya televizyon gibi seslerden korkmazlar.

Bütün bunlar, doğmamış bebeğinizin kocaman dünyayla tanışmasını yumuşatmak için bazı yollar olabileceğini düşündürmektedir. Ona bir çocuk tekerlemesi okuyun, bir şarkı söyleyin ve doğduktan sonra da bunları yapmaya devam edin. Bu yaptığınız hiçbir işe yaramasa da, sizi sadece birkaç hafta sonra tanışacağınız küçük insancıkla yakınlaştırmaya yarayacaktır.