Doğum Olayı Bebeği Zorlar mı?

Bütün endişelerin orijinal doğum travmasından kaynaklandığı varsayımı ilk olarak Sigmund Freud tarafından ortaya atılmıştır. Doğumun acı veren bir olay olduğunu tahmin edebilirsiniz. Dokuz ay sıcacık bir kozanın içinde yüzdükten sonra birdenbire kendinizi gittikçe şiddetlenen ve kafatası kemiklerinizi birbiri üstüne bindirecek kadar kuvvetli kasılmalarla sarsılıp sıkıştırılarak dar bir kanaldan dışarı itilirken buluyorsunuz. Bilim insanları doğumun kafanın her santimetresine 2 kg’a eşit bir ağırlıkla baskı yaptığını hesaplamışlardır ki bu da oldukça acı vericidir.

Hiçbirimiz doğumumuzu hatırlamadığımızdan ve de yeni doğan bebekler konuşamadığından, onların bu deneyimle ilgili ne düşündüklerini tam olarak bilmemiz imkansızdır ama görünen odur ki bebekler bu olaya nispeten iyi dayanmaktadırlar. Son zamanlarda yapılan araştırmalar, yeni doğan bebeklerin kanında katekolamin adlı stres hormonlarının yüksek seviyede olduğunu ve bunların uyuşturucu benzeri bir etki yaptığını ve ayrıca, doğal ağrı kesici beta-endorfînin de yüksek seviyede olduğunu bunun ise beyne giden ağrı sinyallerini engellediğini göstermiştir.

Normal doğum yaşamış olan bebeklerin sezaryen olanlara göre – en azından bu doğal ilaçların etkileri geçene kadar – ağrıya daha az duyarlı oldukları görülmüştür. Yeni doğan bebeklerin çoğuna doğduklarında rutin olarak K vitamini iğnesi yapılır; bu da onların suratlarını buruşturup bağırmalarına sebep olur. Ama İsveçli araştırmacılar, normal doğumla dünyaya gelenler ile sezaryenle doğan bebeklerin, bu iğneye ve karınlarına bastırılan soğuk bir süngere gösterdikleri reaksiyonlarını karşılaştırdıklarında, normal doğanların reaksiyonlarının daha az aşırı olduğunu tespit ettiler. Normal doğumla dünyaya gelmiş bebeklerin kalp hızları da, sezaryenle doğanlarda ağrıyı hissedince fırlayan kalp atış hızına göre nispeten daha düzenli devam etmiştir.

Ama doğumda ağrıyı körelten sadece endorfinler değildir. Oksitosin de doğum esnasında büyük miktarlarda salgılanır ve bunun bir kısmı plasenta yolu ile bebeğe de ulaşır. Fransız araştırmacılar, yeni doğanlar ile iki günlük fare yavruları üzerinde acı uyarıcılarına verdikleri tepki üzerine uyguladıkları testlerde, yeni doğanların acı eşiğinin iki günlüklere göre çok daha yüksek olduğunu buldular. Yeni doğan farelere oksitosini engelleyen ilaçlar verildiğinde ise onlar da ağrıya daha duyarlı hale gelmişlerdir.

Diğer başka araştırmalar da, oksitosinin, doğumun hemen öncesinde bebeğin beyin faaliyetlerini geçici olarak hafifletip sinir hücrelerinin birbirleri ile iletişim kurmalarını engellediğini ifade etmektedir. Ağrı sinyallerinin iletimini azaltmanın yanı sıra, bu durumun, bebeğin oksijen temininin en aza düştüğü anda – doğum kanalından sıkışıp geçerken – beyin enerjisini ve oksijen ihtiyacını düşürmesi gibi ilave avantajları da vardır.

Bütün bunlar, doğmak için kafaları forsepsle biraz daha sıkıştırılmak veya kafalarının üstünden vakumla dışarı çekilmek gibi ekstra yardımlara ihtiyaç duyan bebeklerin ana babalarının içini rahatlatmalıdır. Çünkü bebekler büyük olasılıkla doğal ağrı kesiciler sayesinde uyuşturulmuş vaziyettedirler ve bu sebeple olay çok travmatik değildir.