Hamilelikte Stres Bebeğime Zararlı mıdır?

Eğer gazetelerde okuduklarınıza inanıyorsanız, hamilelikte stres düşük riskini üç katma, ölü doğum riskini iki katına çıkarır, bebeğinizde şizofreni, astım ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna (ADHD) yol açar, normal gelişmesini engeller ve IQ sunu düşürür. Google’a “stres” ve “hamilelik” kelimelerini girerseniz, 77 milyon civarında sonuç elde edersiniz. Bunu sadece düşünmek bile tansiyonunuzu yükseltmeye yeter.

Ama işinizi bırakıp hamileliğinizin geri kalanını yatakta geçirmeden önce, bu araştırmaların çoğunun ya hayvanlar üzerinde veya doğrudan streslerini ölçmeden ne kadar çok stresli olduklarını söyleyen kadınlarla yapıldığını bilmeniz gerekir; veya bu kadınlar işe giderken kalabalık bir otobüse binmek veya işi teslim tarihine yetiştirmek için bütün gece çalışmaktan daha stresli olaylardan bahsediyorlardır. Stres yaratan olayın zamanlamasının ve sizin ona reaksiyonunuzun da önemli olduğu düşünülmektedir.

Psikolojik stresin doğmamış bebeği etkilediği bilinen bazı süreçler vardır. Bunlardan biri, stresli kadınların daha çok sigara ve içki içmesi, kötü beslenmesi veya antenatal (doğum öncesi dönem) kontrollerini kaçırması ihtimalidir. Stres, ayrıca, aralarında stresle başa çıkmanız için gerekli enerji desteğini ve dikkati hızla arttıran kortizolün de bulunduğu bazı hormonların salgılanmasını da tetikler. Kortizol salimim, genellikle, çabucak sonlanır, ama bir yakının kaybı ve savaş veya zelzele gibi stresli olaylar yaşanıyorsa, kortizol hemen durmaz ve uzun süre yüksek oranlarda salgılanmasına devam eder. Hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalar, yüksek kortizol seviyelerinin, hamilelerin karınlarındaki bebeklerinin hafıza depolama merkezi gibi bazı beyin bölgelerinin küçülmesine yol açtığı gibi, düşüğü ve erken doğumu da tetiklediğini göstermiştir. Kortizol ve ona bağlı hormonlar, rahme giden kan akışını azaltabilir ve bağışıklık sisteminizi güçten düşürebilir, böylelikle de sizi enfeksiyonlara daha açık hale getirir.

Buna rağmen, hayvanları laboratuvar ortamında strese sokmakla stresin hamile kadınları nasıl etkilediğini anlamak aynı şey değildir. İnsanlar üzerinde yapılan çalışmalar hayvanlarla yapılanlardan daha karışık sonuçlar vermiştir; bazıları stresin etkisi var derken, diğerleri hiçbir etki gözlemlememişlerdir. Burada en büyük sorunlardan biri, stresin ne olduğunu tanımlamaktır. Ayrıca, bir de zamanlama konusu vardır. Hamileliklerinin birinci üç aylık döneminde büyük bir zelzele yaşamış olan kadınların erken doğum sayısının travma yaşamamış hamilelere göre daha yüksek olduğuna dair bazı kanıtlar vardır. Bu kadınlar yaşadıkları olayı, ikinci ve üçüncü üç-aylık dönemlerindeki hamilelerden daha fazla stresli bulduklarını söylemişlerdir. Aynı şekilde, 11 Eylül 2001 de New York’ta Dünya Ticaret Merkezi yakınlarında oturan hamile kadınlar başka yerlerde oturanlara göre biraz daha fazla erken doğum olayı yaşamışlardır (sadece saldırılar sırasında ilk üç aylık dönemde olanlar). Buna karşın, Ukrayna’daki Çernobil felaketini yaşayan kadınlarda erken doğum riski artmamıştır.

Bu sorunun üstesinden gelmenin bir yolu, meta-analiz denilen bir şey yapmaktır ki bu çok sayıda bağımsız araştırmanın sonuçlarını birleştirip onların genelde ne dediklerine bakmaktır. Stres ve hamilelik konusunda otuz beş araştırma ile böyle bir çalışma yürüten East Carolina Üniversitesi’nden Heather Littleton, stresli annelerin bebeklerinin doğumda veya doğumdan sonraki haftalarda biraz daha az kilolu olduğunu ama bu etkinin çok küçük olduğunu bulmuştur. Littleton, “Bu araştırmalar, stresin genelde, hamilelerde bebeklerinin kilosu gibi bireysel sonuç değişkenlerini sadece yüzde bir veya daha az ölçüde etkilediğini gösteriyorlar” demektedir. Geri kalan %99’u ise genlere ve sosyal veya yaşam şekli faktörlerine bağlıdır.

Stresin doğmamış bebekleri nasıl etkilediğini araştırmanın bir başka yolu ise doğrudan onları incelemektir. Johns Hopkins Üniversitesi’nden Janet DiPietro ve meslektaşları, Amerika Birleşik Devletlerinde yaşayan 112 sağlıklı hamile kadını üçüncü üç aylık dönemlerinde üç defa muayene ettiler. Kadınlara stres seviyelerini sordular ve bebeklerinin ne kadar hareket ettiğini kaydettiler. Dünyaya gelmelerinden iki hafta sonra da bebekleri muayene ettiler.

Stresli annelerin bebeklerinin daha hareketli, doğumdan sonra da daha asabi oldukları gözlemlendi, öte yandan, beyin olgunlaşma testinde daha iyi sonuçlar aldılar ve beden hareketi kontrolleri daha iyi idi.

Normal beyin olgunlaşmasında kortizol hormonunun da rolü olduğu düşünülürse, hamilelikte kısa süreli orta yoğunlukta stresin bu işlemi tetiklediği ve hatta bebeklere iyi geldiği bile söylenebilir. DiPietro’ya göre hamile kadınlar aşırıya kaçmamaya dikkat etmeli ama günlük normal stresten de korkmamalılar.