Kıpır Kıpır Bir Karın Hareketli Bir Bebek mi Demektir?

Daha sadece yedi haftalık hamilelikte bile gelişmekte olan bir bebek ilk hareketlerini yapar. Bu hareketler yavaş yavaş hafif arkaya eğilmelerle başlar ve on altıncı haftaya gelindiğinde fetüs yeni doğmuş bir bebeğin tüm hareketlerini -hatta yerçekimi engeli olmadığından daha da fazlasını- yapabilecek hale gelir. On altı haftalık bir fetüs hıçkırabilir, nefes alıp verme hareketlerini yapar, esner, eliyle yüzüne dokunur, tekme atar, emer, yutkunur ve gözlerini oynatır.

Ama bütün bunlara rağmen bebek bekleyen anneler on sekizinci haftadan önce, hatta genellikle daha sonrasına kadar, pek bir şey hissetmezler. Bazı kadınlar bunu lunapark trenindeki bir sallanma hareketi gibi diye betimlerken, diğerleri de nazik bir patlamaya benzetirler. Emin olun ki, zaman geçtikçe bebeğinizin hareketleri daha da güçlenecektir; hatta bazı bebekler varlıklarını hissettirmeye iyice heveslidirler.

Hamileliğin ikinci yarısında bebek aşağı yukarı dakikada bir duruşunu değiştirir ve zamanının yüzde otuzunda hareketlidir. Fakat etkileri bebeğin içinde yüzdüğü amniyotik sıvı tarafından tamponlandığından, kadınlar bu hareketlerin sadece yüzde on kadarını hissederler. Yirminci haftada bebek rahmin içindeki mevcut alanın sadece yarısını kaplar, yani içinde tekme – yumruk atması ve dönmesi için oldukça geniş bir yer vardır. Ama hamileliğin sonuna doğru mevcut alanın %90 kadarını kapladığından -her ne kadar rahim bayağı gerilip genişlemiş olsa da- hareketleri iyice kısıtlanmıştır.

Sonuç olarak, bazı çalışmaların bir bebeğin anne karnındaki hareketliliği ile doğum sonrası mizacı arasında ilişki olduğunu iddia etmelerini duymak etkileyicidir. 2002 yılında, Johns Hopkins University’den Janet DiPietro ve meslektaşları, elli İki adet fetisün yirmi dördüncü, otuzuncu ve otuz altıncı haftalardaki kalp atış oranlarını ve beden hareketlerini gözlemlediler ve sonra da aynı bebekleri bir ve iki yaşlarına geldiklerinde muayene ettiler.

Bulgularına göre anne karnında daha hareketli olan bebekler bir yaşlarına geldiklerinde sinirlendikleri veya ana-babaları tarafından engellendiklerinde daha az sıkıntı gösterdiler, iki yaşına geldiklerinde ise oyuncaklarla ve yabancılarla iletişim kurmakla daha fazla ilgilendiler. Ayrıca kızlar ve erkekler arasında da farklılıklar vardı. Hamileliğin otuz altıncı haftasında özellikle hareketli olan erkekler doğum sonrasında da hareketli olmayı sürdürürlerken, kızlarda durum tam tersi idi.

Bir diğer çalışmada da, Londra’daki Institute of Education’dan lan St James-Roberts ve Praveen Menon-Johansson gebeliklerinin otuz yedinci haftasındaki yirmi kadından üç gün sabah akşam birer saat süreyle bebeklerinin hareketlerini bir deftere sırasıyla kaydetmelerini istedi. Aynı bebeklerin doğumlarından sonra birinci, altıncı ve on ikinci haftalarındaki uyku, yemek yeme ve ağlama düzenleri de kaydedildi.

Doğmamış bebekler en kuvvetli tekmelerini akşam saatlerinde savuruyor görünürlerken, doğumlarından sonraki hareketlilik durumları bu seviyelerle tam örtüşmedi. Örtüşenler ise annelerin fark ettiği ve daha çok sabah saatlerinde görülen algılanması zor hafif hareketlerdi. Çok hareket eden bebekler ağlamaya daha yatkınken, daha az hareketli olanların sakin durmaya daha meyilli oldukları görüldü.

Genel bir kural olarak şunu söyleyebiliriz ki, doğmamış bebeklerin doğalarında hamileliğin ne kadar ileri aşamasına bakılırsa, doğum sonrası mizaç ile o kadar çok örtüşme görülür. Ancak, hamileliğin çok erken dönemlerinde bile sonunda ne geleceğine dair ipuçları bulunabilir. İsrail, Hayfa’daki Bnai-Zion Medical Center’dan Shimon Degani ve meslektaşları, on birinci ila on dördüncü haftaları arasındaki yirmi iki çift ikizin hareketlerini ultrason ile anne karnında tetkik ettiler ve daha hareketli olan ikiz tekinin doğumdan sonra da daha zor, önceden kestirilemez, inatçı ve canlı olmaya yatkın olduğunu buldular.