Ten Teması Bebeğimi Gerçekten Rahatlatır mı?

Hangi yeni anne bebeğinin ıslak ve sıcacık bir halde çıplak göğsüne koyulacağı anı hayalinde canlandırmaz? Ama acaba bebek de dış dünyadaki bu ilk önemli anlarında kendisine nelerin olduğunu biliyor veya umursuyor mudur? Her ne kadar bu düşünce hayal aleminden çıkmış ve kendimizi iyi hissettirmeye yönelik yeni bir fikir gibi görünse de, ten teması bilim insanları tarafından hayret derecede iyi araştırılmış bir konudur ve araştırmacılar bunun bebeğin genel sağlığı açısından gerçek bir fark yarattığı konusunda da fikir birliği içindedirler.

Yeni doğmuş bir bebeği annesinin çıplak göğsüne yatırdığınızda bazı ilginç şeyler olmaya başlar. Bebek, önce ağzı ile emme ve memeyi arama hareketleri yapar, sonra kolları ile emekleme hareketleri yaparken bacakları ile de annesinin tenini iterek göğüslerine doğru ilerlemeye başlar.

Son zamanlarda ten temasının etkilerini inceleyen otuz araştırmanın değerlendirilmesiyle, doğumdan sonraki birkaç saat içinde annesiyle ten teması yaşayan bebeklerin anne sütü ile beslenmeleri olasılığının daha yüksek olduğu ve böyle bir temas yaşamayanlara göre ortalama kırk üç gün daha fazla anne sütü aldıkları bulundu. Ayrıca bu bebekler ten teması yaşamamış bebeklere nazaran daha az ağladılar, doğumdan sonraki yirmi dört saat içinde daha sıcaktılar, kalp atış ve nefes alış sayıları dakikada ortalama üç atış ve alış daha düşük, kan şekeri değerleri de daha sabitti.

Ten teması yaşamış bebeklerin daha sıcak olmaları sadece annenin teninden onlara ısı aktarımı olmasına dayanmaz. Yeni yapılan bir araştırma, doğumdan sonraki iki saat içinde ten teması yaşayan bebeklerin ayaklarının yirmi üç saat sonra bile doğumdan sonraki ilk saatlerini beşikte geçiren bebeklere göre daha sıcak olduğunu buldu. Bu durumun bir izahı, annelerinin kucağında olmanın bebeklerdeki doğum streslerinden bazılarının etkilerini tersine çevirdiğidir. Stres kan akışını eller ve ayaklardan başka yerlere yönlendirme eğilimi gösterir ki bu da onların daha soğuk olmasına ve bebeğin enerji birikimlerinin daha fazlasının kullanılmasına yol açar; bu durum aynı zamanda ten teması yaşamamış bebeklerin kan şekerlerinin neden daha düşük olduğunu açıklamaya da yardım edebilir.

Annelerinden ayrı olan yeni doğanların daha çok ağlamaları özellikle şaşırtıcı bir durum değildir ama burada ilginç olan çıkardıkları seslerin cinsinin diğer yeni doğmuş memelilerin çıkardığı özel bir yardım çağrısı sesine çok benzemesidir. Yeni doğanlarda ağlama konusunu inceleyen bir araştırma, annesi ile yakın temas içinde olan bebeklerde neredeyse hiç ağlama görülmezken, beşikte yatan bebeklerin sessiz dönemlerle ayrılan yedi ila kırk iki saniyelik kısa feryatlar halinde ağladıklarını buldu. Araştırmacılar ağlamaların teyp kayıtlarını incelediklerinde, bebekler farklı da olsalar ağlama düzenlerinin birbirlerine çok benzediğini ve bebeklerdeki bu ağlamanın anneleri ile bir araya geldikleri anda hemen kesildiğini gördüler. Ayrıca bu tür ağlama, açlığı veya acıyı bildiren diğer tür ağlamalardan da belirgin bir şekilde farklı idi.

Bebeklerin doğumdan sonra annelerinden ayırılmalarının bir sebebi, dinlenmeleri ve kendilerini toparlamaları için kadınlara biraz vakit kazandırmak olabilir, ama eğer huzur ve sessizlik istiyorsanız en iyi çözümün – en azından ilk günlerde – bebeğinizi kendinize yakın tutmak olduğu görülmektedir.

Ten temasının anneler için de başka faydaları olabilir. Bebeğin ayakları ile yaptığı itme hareketi rahmin kasılmasına sebep olur ve plasentanın rahimden sıyrılmaya başlaması ve sonunda da dışarı atılması için oraya kan akışının kesilmesine yardım eder. Doğumdan hemen önce göğüs dokuları da dokunmaya son derece duyarlı bir hale gelir ve herhangi bir temasla sosyal bağı güçlendirdiği bilinen oksitosin hormonu salgısında yoğun bir artış belirir. Diğer memeliler üzerinde geçmişte yapılmış olan araştırmalar, yeni doğanların, annelerinin memelerine patileri ile oksitosin ve süt üretimini tetiklemek için kasten bastırdıklarını iddia etmektedirler.

Annelerinin çıplak göğüslerine yatırılan bebeklerin video kayıtları, onların da benzer şeyler yapabileceğini göstermektedir. Bir bebek doğduktan ortalama altı dakika sonra gözlerini açıp etrafına bakmaya başlar. Bundan beş dakika sonra ise daha önce açık ve gevşek duran elleri annesinin göğsü üzerinde ritmik, masaj gibi “süt sağma” hareketleri yapmaya başlar ki bunların sıklığı bir sonraki saat içinde gittikçe artar. Doğumdan yirmi dakika sonra da bebek ağzıyla meme arama ve emme hareketlerine başlar ve bundan kısa bir süre sonra annesinin göğsünün uçuna dokunmak suretiyle onun sertleşmesine yol açar. Bebek şimdi bir taraftan annesinin göğsüne masaj yapmaya devam ederken diğer taraftan da annesinin meme ucunu yalamaya başlamıştır. En nihayetinde de, yeni doğmuş bir bebek doğumdan ortalama seksen dakika sonra annesinin meme ucunu ağzına alır ve emmeye başlar.

Bu gelişmeyi takip eden araştırmacılar, anneden belli aralıklarla kan örnekleri aldılar ve bebeğin el hareketlerinin artması ile annedeki oksitosin seviyesinin de yükseldiğini buldular. Bu, anne ile bebek arasındaki bağı kuvvetlendirmenin yanı sıra, neden erken ten temasının meme verme oranlarını yükselttiğini açıklamaya da yardımcı olabilir – pek çok araştırmacı göğsün uyarılması ile beyin arasındaki bağlantının güçlenmesi için doğumdan sonraki ilk saatlerin çok kritik olduğunu düşünmektedir. Diğerleri İse kendini iyi hissetme hormonu olan endorfm-lerin seviyesinin meme verme sırasında iki katına çıktığım ve bunun da anne-bebek bağım arttırdığını fark etmişlerdir.

Peki, annenin belki beklenmedik bir tıbbi durum nedeniyle, bebeği ile erken ten teması kurması mümkün değilse anne-babalar ne yapmalıdır? Uzun sürelerle bebeklerinden ayrı kalması gereken anneler, bebeklerinin hareketlerini taklit ederek, kendi göğüslerine masaj yapmayı deneyebilirler. Babanın da soyunup bebeğini kucağına alması da etkili olabilir. İsveçli araştırmacılar 2007 yılında, annelerinin kucağına alınamayan bebeklerin, doğumdan hemen sonra, babalan ile bir ten temasına girmeye nasıl tepki verdiklerini araştırdı. Bu yirmi dokuz bebeği kapsayan küçük bir araştırma idi; bebeklerin aşağı yukan yarısı hemen babalan ile ten teması yaşarken diğer yansı babalarının yanındaki beşiklere yatınldılar. Babaları tarafından kucağa alman bebeklerin ağlaması ilk on beş dakikada ciddi bir azalma gösterdi ve altmış dakika sonra da sakin ve uykulu bir vaziyete geldiler; buna karşılık beşikte yatanların aynı duruma gelmeleri 110 dakika kadar sürdü.

Bebeği babasının göğsüne yatırmak, onun babalık içgüdüsünü de başlatabilir: erkekler de bebeklerini kucaklarına aldıklarında ve onlarla ilgilendiklerinde oksitosin salgılarlar ve ne kadar çok oksitosin salgılarlarsa bebekleriyle o kadar çok vakit geçirmeyi istedikleri görülür.