Yeni Doğan Bebekler Ne Kadar Görebilir?

Bebeklerle ilgili yazılmış çoğu kitapta onların sadece kendilerinden 30 cm uzaklıktaki nesnelere odaklanabildiklerini okursunuz. Bu da, rastlantıya bakın ki, genellikle kucağa alındıklarında annelerinin yüzüne olan mesafeye eşittir. Bu bilgi 1960 yıllarında yayınlanan ve sonuçları o zamandan beri defalarca altüst edilen bilimsel bir yazıya dayanan bir mitten ibarettir.

Aslında bebekler her türlü mesafedeki nesnelere odaklanabilirler, ama bu işi iyi beceremezler çünkü beyinleri henüz merceğin kalınlığını ayarlayıp nesnelere net odaklanmalarını sağlayacak bağlantıların son ayarlarını yapmamıştır. Bu durum beceriksiz bir insanın eline manuel bir fotoğraf makinesi vermeye benzer – lensi ya çok ileri veya çok geri aldığından resim bulanık çıkar.

Çok küçük bebekler, sol ve sağ gözün hareketlerini koordine etmeye ve ikisini de aynı yöne odaklamaya uğraşırken çok yakındaki nesnelere odaklanıyorlarmış hissi verirler. Bu da onların bazen hafif şaşı gibi bakmaların neden olur. Dikkatleri annelerinin gözleri, ağzı, göğüs uçları veya kendi elleri gibi yakındaki nesnelere daha da çok çekilme eğilimindedir. “Göz koordinasyonlarını henüz iyi kontrol edemediklerinden yakın nesnelere odaklanmaya çalışırlarken gözlerini fazla yaklaştırabilirler ki bu da bize çok, çok yakın bir nesneye odaklanıyorlarmış gibi görünebilir” diye ilave ediyor San Francisco’daki Smith-Kettlewell Eye Research Institute’a bağlı bir bilim insanı olan Russell Hamer. Yeni doğanların ayrıca iki gözden gelen verileri birleştirip 3D resimler elde etmek için de uğraşmaları gerekir ve bu sebepten, ilk aylarda dünyayı 2D halinde düz bir yüzey olarak görürler.

Yakın nesnelerin bile bir yeni doğana kumlu görünmesinin diğer bir nedeni ise diğer görsel alanların da tam olarak gelişmemiş olmasıdır. Bu alanlar – gözün arkasında görüntülerin üzerinde odaklandığı – retina ve bu görüntüleri değerlendiren beyin bölgelerini içermektedir. Mesela, retinanın ortasında fovea denilen alan detayları görmekte özellikle önemlidir ama reseptör hücrelerin gelişmesi ve ince detayları beyne gönderebilecek kadar olgunlaşması için daha pek çok ay geçmesi gerekir.

Hamer ve meslektaşları yeni doğanların görüş keskinliğini ölçtüğünde, yetişkinlerin görüş keskinliğinden aşağı yukarı altı defa daha kötü olduğunu buldular. Bunu başka bir şekilde ifade edersek, genellikle göz doktorları tarafından görüşünüzü test etmek için kullanılan göz çizelgelerini düşünürseniz, yeni doğanların en belirgin görebileceği, en üst sıradaki ‘E’ harfi olacaktır. Dört yaşma geldiklerinde, görüşlerinin bu yönü çok daha iyi bir hale gelecektir, ama bebeklerin görme gücü kendileri sekiz ila on iki aylık olmadan evvel yetişkin normallerine erişemeyecektir. En nihayet, üç yaş ve civarında 20/20 görüşü elde edebileceklerdir.

Ancak bu, bebekler pek çok şeyi göremezler anlamına gelmez. Her ne kadar göz çizelgelerinde sadece ‘E’ harfini ayırt edebilse de, bir yeni doğan 2.3 metreden beyaz bir duvardaki iki sineği, 9 metreden babasının tebessümünü veya en az on mil öteden 70 metrelik bir Boeing 747 uçağını görebilir.

Hamer “Küçük bir süt çocuğunun görme gücü ona gerekenlerin çoğunu görmesine yeterlidir” diyor. “Kucağınıza aldığınız yeni doğmuş bir bebek bile sizin gözlerinizi, dudaklarınızı ve gülümseyişinizi ve burnunuzu kolaylıkla görebilir. Aynı zamanda kendi ellerini, parmaklarını, ayaklarını ve ayak parmaklarını da görür.”

Bebeklerin dünyayı nasıl gördükleri ile yetişkinlerin çoğunun dünyayı görüş şekilleri arasında başka farklılıklar da vardır. Fovea, aynı zamanda renkli görüş için de önemlidir, bu sebepten, yeni doğanlar, dünyayı bulanık görünmenin yanı sıra, dört aylık olana kadar renkleri de düzgün bir şekilde algılayamazlar. Ancak, bir araştırmaya göre bebeklerin iki haftalık gibi erken bir zamandan itibaren kırmızı ile yeşil arasındaki farkı algılayabildikleri tahmin edilmektedir. Buna rağmen, açık mavi ile turkuaz gibi ince farkları ayırt etmeye çalıştıklarında zorluklar ortaya çıkmaya başlayabilmektedir.

Yeni anne-babalara, bebeklerinin görebilmesi ve görsel gelişmelerini uyarmak amacıyla, genellikle büyük, yüksek kontrastlı siyah-beyaz desenli oyuncaklar almaları söylenir ki modern bilim bunun doğru olmadığını düşünmektedir. Bu, bebeklerin çok az veya hiç renk göremedikleri (ki bu doğru değildir) ve düşük kontrastlara duyarlılıklarının çok sınırlı olduğu inancına dayanır. Oysa araştırmalar, gösteriyor ki, eğer desenler makul büyüklükteyse, görme alanları çok küçük bebeklerde bile tepki verebilmektedir ve bebekler kontrastlara dokuz haftalık olduklarında yetişkinlerden sadece iki defa daha az duy arlıdırlar. Hamer, “Bebeğiniz iki aylık olduğunda artık görsel dünyamızı zenginleştiren, doku kazandıran ve ilginçleştiren ince renk ayırımlarının hemen hemen hepsini algılayabilmektedir: bulutlardaki renk farklarını, yüzünüze özgü gölgeleri ve hatta beyaz bir kanepenin üstündeki beyaz bir ayıcığı bile görebilir” diyor.